Defteri açmak ne kadar mutlu ederdi beni ilk okul ve lise yıllarımda. Günlüğüme birşeyler yazayım da kendimi gene mutlu etmemi hissettireyim diye , akşamın olmasını ve yatağı girmeden ki son yarım saatimi yaşayayım diye iple çekerdim zamanı. Şimdilerde işe, bunu sanki bu yaştan sonra gene yapıyor gibiyim. Ve hakikaten ilginçtir, şimdi sadece benim okumadığım, yazıları daha da düzgün ve yanlışsız ( en azından benim berbat yazıma kaşık atar ) bir defterim var ve bunun hazzı da bir başka oluyor…
Hani bende internet sanki doğuştan bana empoze edilmiş ve onsuz yapamayacağım bir alışkanlığımmış gibi düşünüp hayatıma iyicene yerleştirdiğim dönemlerde bile bu denli haz alamıyordum ben.. Büyük usta ” Tolstoy ” her zaman söyler; yazmak kendinizi iyi hissettirmekle kalmaz sizin sıkıntılarınıza tesellidir, diye.. Şimdilerde hak veriyorum aslında.. Birşeylerin bir kaç kişi tarafından okunması , özellikle siz yazıyorsanız, önemli bir şahsiyetmişsiniz gibi kendi kendinize değerler vermeniz muhteşem bir duygu . Bence hepiniz bir blog sahibi olmalısınız.. O nedenle, belki de düşünüyorum da babamdan aldığım az ama o zamanlar yeterli olan okul harçlıklarım bile beni böylesi mutlu etmezken nasıl olurda 100 kelimelik bir söz bulutu böylesine heyecanlandırıyor anlamış değilim.. Belki de tanrı bana ufak şeylerle mutlu olmayı da armağan etti son zamanlarda, bilemiyorum.. Ancak mutluyum ki , en azından son zamanlarda kendime yamamaya kabullenildiğim şu korkarak yaptığım bazı şeylerin de nakavt olmasını sağlıyor şu şeyler.. Olacak olacak hepsi…
Bitmez…