
Biliyormusun son zamanlarda nedense kendimi sen varmışsın gibi tekrralıyorum aslında. Yokmuşsun gibi yapmaya çalışıyorum yapamıyorum gene de kendimi tekrarlamaya devam ediyorum.. Hissizleşiyorum .. Velhasıl yok olan sevgi ve heyacan hislerime bir silbaş çekiyorum ve gözlerin aklıma düştüğünde yeniden bir su vuruyorum suratıma.. Bırakıp gidiyorum öylesine hayallerimi – senli olanları…
Seni bende üretmeye çalışıyorum .. E hani yoksun ya bende , olmadan yapabilmek için yineliyorum seni , gene , yine , son kez , hep kez , yeniden.. Ancak son kale de fethedildiği zaman olurmuş ya ölümler o zaman seni nasıl üreteceğim bilemiyorum ama kaleye surları sağlamlaştırıyorum.. Esmesede rüzgar benim dünyamda, güneş kavramı olmasa da günlerimde, akrep – yelkovan gerilese de bendeki guguklu saat de ama kalemi sağlama alıyorum.. Dipsiz kuyulara fısıldıyorum gelmeyeceğini , geleceğini de kendime saklıyorum..
Hani cennet-i ikram ‘ın mor meyveleri vardı ya , onlarıda Adem ve Havva’ya emanet etmiştim en son, şimdi oları da arıyorum , bakalım senin emanetine tanrılar nasıl bakıyor diye, bakıyorum da gene hissizleşiyorum ve kendimi olabildiğine tekrarlıyorum, gene yine, hepkez, yeniden…

